Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi

Emir Efendi
Hattat
Hafız Osman Aklâm-ı Sitte Ekolü

Doğum Tarihi H. 1081
M. 1670-1671
Ölüm Tarihi H. 1144
M. 1731
Doğum Yeri İstanbul-Yedikule
Mezar Yeri Eyüp-Bahariye

Fotoğraflar

Sanatkâr Hakkında

Samatya’daki İmrahor Cami’nin imâmı Seyyid Hasan Hâşimî Efendi’nin oğlu olarak 1670 yılında Yedikule’de dünyaya geldi. İlk yazı derslerini almış olduğu babasının 1687 yılındaki vefatı üzerine, peder-mânend usulüyle görevini devraldı. Babasının vasiyeti üzerine meşkine Hâfız Osman’dan devam ederek, dört yıl da ondan meşk aldı. 1690 yılında, hocasının “İşte Seyyid Çelebi budur! benden güzel yazar.” şeklindeki medh ü senâsı ile mezun oldu.

Kısa zamanda sergilediği kudret ile Hâfız Osman’ın şivesini daha da mükemmel hâle getirerek, deyim yerindeyse “hâfız-ı sânî” haline gelen Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi, hocasının tavsiyesi üzerine bir müddet Şehzâde Ahmed’in meşk hocalığını yaptı. Şehzadenin cülusundan sonra saraya da nüfuz etmeye başladı ve H. 1120/M. 1708-1709’da Sakazâde Mustafa Efendi’nin vefâtı üzerine, Sultan 3. Ahmed’in iradesiyle Topkapı Sarayı hatt-ı ta’lik muallimliğine tayin edildi.

Haftada bir gün sarayda ve bir günde Yedikule’deki hanesinde talebeye meşk veren, diğer zamanında da İmrahor Cami’nin imâmetini yapan Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi, bu hal üzere iken 10 Eylül 1731 tarihinde vefât etti. Eyüp Bahâriyesi’nde Şâh Sultan Tekkesi’nin karşısındaki mezarlığa defnedildi.    

Eserleri

Hocaları

Hâfız Osman
Aklâm-ı Sitte
H. 1101-1102 / M. 1690

Talebeleri

no image
Abdullah Vefâyî Efendi
Aklâm-ı Sitte
Ahmed Rıfkı Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Alî Konevî
Aklâm-ı Sitte
no image
Abdullah Alâî
Aklâm-ı Sitte
no image
Âdem Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Ebûbekir bin Süleyman
Aklâm-ı Sitte
no image
Haffafzâde Hüseyin Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Hâfız Ahmed Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Ebûbekir Efendi
Aklâm-ı Sitte
Eğrikapılı Mehmed Râsim Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Hocazâde Seyyid Ahmed Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
İbrahim Nâmık Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Hâfız Mehmed Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Mîr Hüseyin Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Muhammed Nûrî el-Mısrî
Aklâm-ı Sitte
no image
Yûsuf-ı Rûmî
Aklâm-ı Sitte
Şekerzâde Seyyid Mehmed Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Şemseddîn bin Süleyman
Aklâm-ı Sitte
no image
Mehmed Hilmî Ağa
Aklâm-ı Sitte
no image
Mustafa Nazîf Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
İbrahim Dede
Aklâm-ı Sitte
no image
Mîr Abdürrahîm Rahîmî Çelebi
Aklâm-ı Sitte
no image
Hâfız Sâlih Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Derviş Ahmed Efendi
Aklâm-ı Sitte
Seyyid İsmail Sa’id Efendi
Aklâm-ı Sitte
H. 1144 / M. 1731-1732
no image
Seyyid Abdülhalîm Hasîb Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Derviş Ahmed Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Bıçakçızâde Kara Mehmed Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Taşmektebli Mustafa Râkım Efendi
Aklâm-ı Sitte

Ketebe.org İsmail Orman

Hattatlar arasında yaşadığı yere nisbetle kısaca “Yedikuleli” nâmı ile yâd olunan Seyyid Abdullah Efendi’nin dindârlığı ve güzel ahlâkı meşhur idi. Ayrıca Halvetî Târikatı’na sülûk edip hilâfet aldığı bilinmektedir.

Hâfız Osman’ın en başarılı öğrencisi olup çoğu zaman yazısı hocasından tefrik edilemezdi. Bu nedenle son zamanlarını meflûc geçiren hocasının talebelerine meşk verdiği de bilinmektedir.

Son derece hızlı yazması ile tanınmış olup kaynaklarda 24 Kur‘an-ı Kerîm, bini aşkın En‘am-ı Şerif, Evrâd-ı Şerîf ve kıt‘a yazdığı nakledilmektedir. İki mushâf-ı şerîfi Sultan 3. Ahmed’in isteiğiyle yazdığı bilinmektedir. Antalya Müzesi’nde de H. 1139/M. 1726-1727 tarihli murakka’ı vardır.

Yüzden ziyâde hattat yetiştirmiş olup tilmizleri arasında Nevşehirli Dâmâd İbrâhim Paşa ve oğlu Genç Mehmed Paşa, Kaymak Mustafa Paşa, Hekimzâde Alî Paşa, Şerîf Halîl Paşa, Mehmed Râkım Paşa gibi ricâl mensupları da vardır.    

Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin, Tuhfe-i Hattatin

Tarafeynden sıyâdeti olup vâlide-i muhteremleri Şerife Fâtıma, nesl-i Devlethân’dan olduğu peder-i vâlâ-güherleri tercemesinde mezkûrdur. Kendileri Yedikulekapısı dâhilinde Mîr-âhûr Câmi’-i şerifinde pederi makamında ba’de’l-hıfz ve’t-tahsîl ilâ âhiri’l-ömr muktedâ-yı cemâ’at-ı İslâm olmuştur. Nâdire-i devrân Hâfız Osman Efendi merhûmdan “rezânet-i meşk” (1098) târîhinde ibtidâ-yı meşk edip “istikâmet” (1102) târîhmde kırk ayda sa’y ile vaz’-ı lafza-i ketebe eylemeğe me’zûn ve bir meclis-i âlîde icâzet ü du’â ve menmûn eylemişlerdir. Aklâm-ı sittede tahsîl-i kemâl edip hâdim-i kitâb-ı izzet olan hüsn-i kitabetleri rütbe-i i’câza vâsfı, “el-Fazlu mâ şehidet bihi’l-a’ti" sırrını hâsreylemişler idi. Yirmi dört mushaf-ı şerif yazıp ikisi Sultân Ahmed-i Sâlis emr-i hümâyûnlarıyla vâki’ olmuştur. Ve Osmânzâde Tâ’ib Alımed Efendi’nin Meşârik-ı Şerif Tercemesi’ni bi’t-tamâm tenbîh-i nebîh-i pâdişâhî ile yazmışlardır. Hezâr En’âm u evrâd ve kıta’ât u murakka’ât ve hilye-i şerîfeler tenmîkine muvaffak ve dâ’ire-i ta’lîmlerinde bî-şümâr şâkirdân-ı sâhib-i kemâl zuhûr eylediği muhakkaktır. “Ferâ’izî” (1101) târihinde bir Ferâ’iz-i Seydî dahi yazmıştır. Beyt:
Ka’be-i kuyunda Yâkût oldı bir seng-i nişan
Kıbletü’l-küttâb-ı bî-sânîdür ol zât-ı nefis
Nev-be-nev mazhar-ı avâtıf-ı sultâniyye olup ez-cümle Sakkâzâde Mustafâ Efendi mahlûlünden Sarây-ı Cedîd-i Hümâyûn’a mu’allim-i meşk-i hat olmuştur. Safvet-i mürekkebleri huzûr-ı hümâyûn-ı Sultân Ahrned Hânî’de yâd olunup ma’mûldür ihtimâliyle sultân-ı müşarünileyh tarafından me’mûren bir teberdâr-ı şehriyârî bir ta’lîm günü gelip merhûm-ı merkûm ta’lîm-i talebe ile meşgul iken, ale’l-gafle zânû-zen-i pîş-i zîr-i meşkleri olup hokkalarını ahz ve me’mûriyyetini ifâde ve merhûmun kendi mührüyle hatmettirip huzûr-ı hümâyûna reşide eylediği meşâhîrdendir. Ba’dehu hokka ağzı altın ve kumâş-ı gûn-â-gûn hedâyâ-yı ikrâm-nümün ile hokkayı yine irsâl buyurmuşlardır.
Üstâdları merhûm ile yevmen mine’l-eyyâm ma’iyyet üzere iken, bir mahalde tevakkuf iktizâ eylemekle bir dükkân kenarına ku’ûd buyurup bunlar emr-i üstâd ile derûn-ı dükkâna su’ûd u istirâhat üzere iken, kibâr-ı Devlet-i Aliyye’den biri güzâr ve Osmân Efendi merhûm dûçâr-ı dîde-i tefakkudu olduğu sâ’at dâbbesinden nüzûl ve dest-bûs-ı üstâd ile dil-şâd olup esnâ-yı mükâlemede “Sultânım, telâmize-i kirâmınızdan bir seyyid efendiyi vasf buyurmuş idiniz. Ayâ onların rü’yeti ve hatlarının ziyâreti ile şeref-yâb olmak mümkin olmaz mı?” dedikte, merhûm-ı merkum kafes-i pencereyi güşâd ve “Bu seyyid çelebi odur ve benden güzel yazar” diye ta’rîf ü ifâde eylemişlerdir. Emîr Efendi’den menkûldür ki, “Hicabımdan kalem-âsâ o ânda iki şakk olayazdım, zîrâ rû-be-rû bu mu’âmelenin emsali hakkımda onlardan henüz zuhûr eylediği nâyâb idi” diye buyurmuşlar.
Mükeyifâttan birine mübtelâ olmadığı sebebden kesret-i kitabetle muktedâ-yı sufûf-ı hoş-nüvîsân ve sür’at-i kalemle hâce-i ta’lîmhâne-i hüsn-i âdâb u irfan olmuş halim ü vakûr ve imâme-i sebzîn ile nûrun alâ nûr bir vücûd-ı ma’mûr idi. Beyt:
Kâni’ meşevîd ez-hat-ı üstâd be-hânden

Hüsnî ki nihân der-hat-ı yârest bibinîd
el-Hâc Evhad Tekkesi Şeyhi Seyyid Hüseyn Efendi’den ahz ile Tarîka-i Halvetiyye-i Şemsiyye’den evrâd u ezkâra me’zûn ve münîb-i sülûk-nümûn idi. Pederleri gibi sinn-i nebeviyi tekmil eyledikte vâlideyni civârında mütevârî-i hâk-i pâk-i ıtr-nâk oldukları müte’addid târihler ile bu fakirin yâddâşımdır. Ez-cümle âyât-ı kiramdan

Teveffenî müslimen ve elhaknî bi's-sâlihîne (1144)
tamâm târîh-i güzîndir.

Târih:
Sarây-ı adne zîbâ Seyyid Abdullâh ola üstâd (1144).
Târîh-i diğer:
Ola Emîr Efendi adn ehli içün üstâd (1144).
Târîh-i diğer:
Yedikulleli’ye yâ Rab sekiz cennât hısn ola (1144)
mısra’ları dahi târih olmuştur.
Nûr-ı Osmânî Kütübhânesi’nde mevkûf murakka’ları ma’rûftur. Mahdûmları Seyyid Abdülhalîm Efendi’den mesmû’um olan âher ta’allüm maddesi üstâdları tercemesinde yazılmıştır. Hafidleri Seyyid Mehmed-i Sa’îd Efendi dahi mastûrdur. Halîfe-i küllileri olan Mehmed Râsim Efendi merhûmun tercemesinde dahi ba’zı ahvâli bi’l-münâsebe mezkûrdur. Mesâhif-i şerîfelerini ekseriyyâ hidmet-i tezhîb ile şeref-yâb olan üstâdların biri merhûm Rûganî Üsküdarî Ali Çelebi’dir ki, el-Hâc Yûsuf-ı Mısrî şâkirdlerindendir ve vaktimizde sâz yazmak vadisinde Şâhkulu-i vakttir. Ve biri dahi hattât-ı Hezârfen Bursalı Mehmed Efendi’dir. Ve biri Hasan Çelebi’nin şâkirdi Süleymân Çelebi. Ve biri dahi Haydarpaşalı İbrahim Çelebi’dir ki, üstâdü’l-küll, nâmdaş-ı sultânü’r-rüsül Hâce Mehmed Râsim Efendi ve Hâfız Osman Efendi tercemelerinde ba’zıları yâd ü îrâd olunmuştur.