KETEBE Hat Sanatı, Ünlü Hattatlar, Hat Sanatkârları ve Eserleri
KETEBE Hat Sanatı, Ünlü Hattatlar, Hat Sanatkârları ve Eserleri

Zeynelabidin Efendi

Hattat
Doğum Tarihi H. 1167
M. 1754
Ölüm Tarihi H. 1239
M. 1824
Doğum Yeri İstanbul
Mezar Yeri İstanbul-Fatih

Sanatkâr Hakkında

Şeyhü’l-islâm Küçük Çelebizâde İsmâ‘il Âsım Efendi’nin kızı ile saray hekimlerinden Sûrre Emînizâde Mehmed Sa’id Efendi’nin oğlu olarak Rebi’ü’l-âhir-1167/Şubat-1754’de İstanbul’da doğdu. Fevkalade bir tahsîlin ardından Rebi’ü’l-evvel-1187/Mayıs/Haziran-1773’de rü’ûs alıp derse çımaya başladı. Müddetini tamamlayınca Süleymâniyye Dârü’l-hadisi’ne reisü’l-müsevvidîn oldu.

H. 1215/M. 1800'de Üsküdar Meyleviyeti ile ilmiyye sınıfına alındı. H. 20 Muhârrem 1221/M. 20 Nisan 1806 tarihinde Edirne Mollası olup H. 1222/M. 1807’de Mekke Pâyesi’ni elde etti. H. 4 Şevval 1223/M. 23 Kasım 1808 tarihinde nakîbü’l-eşrâf olup Cum‘ade’l-âhire-1228/Haziran-1813’de azledildi. Aynı senenin sonlarında İstanbul Kadılığı, ertesi sene de Anadolu Kazaskerliği pâyesi verildi.

H. 10 Rebi’ü’l-âhir 1230/M. 22 Mart 1815 tarihinde meşihât makamına tayin edildi. Üç seneye yakın kaldığı bu makamdan “akraba ve te‘allukatını bir senede sadâret-i ilmiyyeye kadar isâd ettiği” gerekçesiyle H. 19 Rebi’ü’l-evvel 1233/M. 27 Ocak 1818 tarihinde azledilerek, Bursa’da ikamete memûr edildi. Muhârrem-1234/Kasım-1818’de affedilerek, Üsküdar Sultantepesi’ndeki konağında ikametine müsaade edildiyse de, H. 14 Receb 1239/M. 15 Mart 1823 tarihinde vefât etti. Molla Gürânî’de ceddi İsmâ‘il Âsım Efendi’nin civârına defnedilmiş olup mezartaşına mahkûk kitâbenin metni şöyledir:
Hüve’l-bâkî
Şeyhü’l-islâm-ı sâbık merhûm Çelebizâde İsmâ‘il Âsım Efendi hafîdi Şeyhü’l-islâm-ı esbâk merhûm ve mağfûr el-Hac es-Seyyid Mehmed Zeyne’l-âbidîn Efendi rûhu içün el-Fâtihâ. 1239.   

 

 

Talebeleri

no image
Şekerzâde Seyyid Abdülvehhab Efendi
Ta’lîk
H. 1225 / M. 1810-1811
no image
Şerîfe Ayşe Hanım
Ta’lîk
H. 1234 / M. 1818-1819

İbnü’l-Emin Mahmud Kemal İnal, Son Hattatlar s. 639

Şânîzâde Tarihi’nde beyân olunduğuna göre, Zeynelâbidîn Efendi – muhtâc-ı intizâm olan – târik-ı resmî-i ilmiyyeyi “akrana begâyet-girân geleceğini” düşünmeyüb az vaktde ıslâha teşebbüs eyledi. Sudûr ve mevâlinin bazılarını ibâd ve bazılarını târikden hak’ ile akraba ve te’allukātını bir senede sadâret-i ilmiyyeye kadar isâd etdi. Bu hususlar teneffür âmmeye bâdi oldukdan başka mektupcusu ile kethüdâsı arasındaki kemâl-i adâvet, da’irenin umûrunu karışdırdı. “Talebe-i ulûm kıyâfetindeki birtakım yobazı ve bir takrible medrese-nişîn olan bir alay bî-namazı” iclâ etdiyse de, diğer talebenin kalblerini celb içün “lâyık ve nâ-lâyık” kırk tâlibe imtihânda rü’ûs verdi. Bazı hocalar “me’mûl-i gayri ma’kûllerine nâ’il” olamadıkları içün münfe’il idiler.

 

Bu esnâda talebeden biri, Fâtih’de bir bakkaldan iki mum almak isteyüb mumun azlığından dolayı hükûmetin tenbihi vech ile bir tane verdiğinden softa dövmeğe başladı. Kulluk neferleri ve birçok softa geldi, birbirine girdiler. Talebeler neferlerden dayak yiyerek, Ağakapusı’na ve ertesi gün taşraya gönderildiler. Bunlardan bazılarının idâm edildikleri söylentisi yayılınca, Medreselerde talebe toplanub “Bir bakkal gavuruna iki sille urmakla talebe-i ulûmun darb ve idâmı, şeyhü’l-islâmın bize netice-i ağrâzıdır. Maktûllerin hûn-ı nâ-haklarını dava iktizâ eder.” dediler. Ferdâsı camilerde ders okutmağa başlayan hocaları men etdiler. Bâb-ı Fetvâ’ya gitdiler. Bütün hocalara bedel olarak Deli Emîn ve mevâliden Musannif Osmân efendileri davet etdiler. Bunlar, şeyhü’l-islâma mülâkî oldular. Şânîzâde’nin aynı ifâdesi ile “Münâkāşa gûne zikr-i revâ değil, niçe tâbirât ve türrühât ile müşârünileyhi tekdir” etdiler. Menfîlerin derhâl ıtlâkına karar verildi. Cem’iyyet dağıldı.

 

Bu hengâmda ne Sadrâzâm Derviş Paşa tarafından su’al-i maslahât, ne de sudûr-ı ulemâ cânibinden mu’avenet olundu. Ertesi gün [27 Ocak 1818-19 Rebi’ü’l-evvel 1233]’de Şeyhü’l-islâm azl ile konağına ve üç gün sonra da Bursa’ya gönderildi. Şeyhü’l-islâmların azlinde Da’ire-i Meşihât kapusının feneri söndürülmek âdet olduğundan Efendi “Softaların mumu bizim feneri söndürdü.” demişdir. Devhâtü’l-meşâyih’de “– Bu mumun fitili uzatsa bizim fener söner. – dediği içün azli mucib olmuşdur.” deniliyor.

 

...

 

Beşiktaş’da Târik-i Nakşibendî meşâyih-i kirâmından Neccârzâde Mustafa Rızâeddîn Efendi’nin necl-i nebili Şeyh Sıddık Efendi’ye inâbet etdi. Devhâtü’l-meşâyih’de deniliyor ki: Her bir fenden behre-yâb olub hususa cevdet-i hatt-ı ta’likde sânî-i İmâd, muhibb-i müfrid-i ulemâ ve şefîk-i aceze-i fudalâ, âkil ve müdebbir ve ekseri fünûna âşinâ ve havass ve ulûm-ı garibede yektâ, meclis-ârâ ve sühân-şinâs, zarif ve nüktedân bir zât-ı sâhib-i irfân idi.

 

Şânîzâde diyor ki: Bi’t-tabi’ letâ’if-i hânde-vere mâ’il ve meclis-i neşât-efzâları bezm-i Baykara’ya mümâsil idi. Üsküdar’da Sultantepesi’nde konak iştirâ ve ta’mir eyledikleri esnâda pâdîşâh “Bâri bir sâhilhâne tedârük olunsa idi.” demesile efendi, “Meşâyih-i İslâmiyye dâ’îleri yalılarında ancak ba’de’l-azl ikâmet ederler. Da’irelerinin ise azl buyurdukları dakîkada dört yanım deryâ olur.” cevabını vermesi hem tenşit-i dâver-i nüktedâna, hem ma’kûle-i temennâ-yı imtidâd ve bekā latîfe-i zarifâneleri meşhur-ı cihân olmuşdu.   

Ketebe.org İsmail Orman

Hatt-ı ta’likde zamanının mümtâz hattatları arasında olduğu anlaşılan Zeynelâbidîn Efendi’nin, ne yazıkki yazısına tesâdüf edilememiştir. Hocası hakkında da bir bilgiye ulaşılamamıştır. İbnülemin’in neşretmiş olduğu yazıları, çalakalem yazılmış olduklarından kudretine miy‘ar olamaz. Şekerzâde Abdülvehhab Efendi, Mehmed Hasîb Efendi ve Şerîfe A’işe Hanım nâm hattatlara ta’likden icâzet vermiş olup daha başka tlimizleri de olduğu açıktır.