Hâfız Osman

Şeyh-i Sânî
Hattat
Hafız Osman Aklâm-ı Sitte Ekolü

Doğum Tarihi H. 1052
M. 1642-1643
Ölüm Tarihi H. 1110
M. 1698
Doğum Yeri İstanbul
Mezar Yeri İstanbul-Sünbül Efendi Dergahı Haziresi

Fotoğraflar

Sanatkâr Hakkında

Haseki Sultân Cami müezzini Alî Efendi’nin oğlu olarak H. 1052/M. 1642 yılında İstanbul’da doğdu. Çocuk yaşta iken Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa’nın himayesine girerek fevkalade bir eğitim aldı. Bir yandan da Büyük Derviş Ali’den aklâm-ı sitte dersleri alıyordu. Daha sonra hocasının tavsiyesi ile tilmizlerinden Suyolcuzade Mustafa Eyyubi Efendi’ye devam ederek, H. 1070/M. 1659 yılında, henüz onsekiz yaşında olduğu halde icâzet aldı. 

Bundan sonraki hayatını tamamen yazıya hasreden Hafız Osman, kısa zamanda yazıda kudret kazanmakla beraber, Nefeszade Seyyid İsmail Efendi’den Şeyh tarzı aklam-ı sitteyi yeni baştan meşketmeye başladı. Bu arada Şeyh Hamdullah’ın eserlerini tedkîk ediyor, üslûbunun inceliklerini kavramaya çalışıyordu. Nihayet Şeyh Hamdullah’ı taklîden yazdığı Kur’an-ı Kerim ile rüşdünü ispat ederek, “fenâ fî’ş-şeyh”(Şeyh gibi olmak) seviyesine erişti.

Bu arada Sünbülî Târikatı meşâyihinden Seyyid Alâ’eddin Efendi’ye intisâb ve tekmil-i süluk etmiş olan Hafız Osman, 1672 yılında Sünbülî Târikatı’nın hankahını ziyâret etmek üzere Kahire’ye yaptığı seyahatte, kendine mahsus şiveyi oluşturmaya başladı. 1676 yılında da Hac farîzasını ifâ etmek üzere Hicâz’a yapmış olduğu seyahât ise sanatı açısından dönüm noktası oldu.

Buradaki intibalarıyla aklâm-ı sittede yeni bir yol ortaya çıkaran Hâfız Osman, son derece hürmet ettiği hocası Nefeszâde Seyyid İsmâil Efendi’nin 1679 yılındaki vefâtına kadar bekledi. Ancak bundan sonra, Şeyh Hamdullah’ın yazısındaki Yâkut tesirini nisbeten ortadan kaldıran, harflerin gövde ve duruşlarını son derece sade bir hale getiren yeni tarzı ile yazı yazmaya başladı.

Başlarda tenkit edilmekle beraber kısa zamanda benimsenen, günümüzde de  hat sanatında takib edilen yeni üslûbu ile şöhret kazanan Hâfız Osman, 1694 yılının sonlarında Sultan 2. Mustafa’nın hüsn-i hat muallimliğine tayin edilir. Sohbetlerine ihrâm tarzı bir esvâb ile iştirâk eden hocasına, yazı yazarken hokkasını tutacak kadar saygı gösteren Sultan Mustafa, bu vazifesi karşılığında kendisine mükafat olarak Filibe Kadılığı’nı da – bir rivâyete göre Diyarbakır – ihsân buyurur.

Ömrü boyunca basit bir derviş gibi yaşayıp süs ve gösterişten uzak duran Hâfız Osman, son zamanlarında felç illetinden muzdarip olduğu için çok sevdiği sanatından uzak kalmış ve nihâyet 3 Aralık 1698 tarihinde vefât etmiştir. Ömrü boyunca devam ettiği Sünbül Efendi Dergâhı’nda kılınan cenaze namazını müteakib dergâhın hazîresine defnedilmiş ve mezartaşına, Ağakapılı İsmail Efendi’nin yazdığı kitâbe hakkedilmiştir.       

Eserleri

Hocaları

Büyük Derviş Ali
Aklâm-ı Sitte
Suyolcuzâde Mustafa Eyyûbî
Aklâm-ı Sitte
H. 1070 / M. 1659-1660
Nefeszâde Seyyid İsmail Efendi
Aklâm-ı Sitte

Talebeleri

no image
Bursevî Mehmed Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Seyyid Abdurrahman
Aklâm-ı Sitte
no image
Derviş Mehmed Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Giridî Mehmed Efendi
Aklâm-ı Sitte
Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi
Aklâm-ı Sitte
H. 1101-1102 / M. 1690
no image
Üsküdârî Hasan Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Himmetzâde Şeyh Abdullah Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
İbrahim Kemâlî Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Mustafa Mostarî
Aklâm-ı Sitte
no image
Yusuf Mecdî
Aklâm-ı Sitte
no image
Yûsuf-ı Rûmî
Aklâm-ı Sitte
no image
Kürtzâde İbrahim Efendi
Aklâm-ı Sitte
Sultan Ahmed
Aklâm-ı Sitte
no image
Ramazânzâde Abdülkadir Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Rodosîzâde Abdullah Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Sultân Mustafâ Hân-ı Sânî
Aklâm-ı Sitte
Muhammed Seyfullah Feyzi
Hüsn-i Hat

İslam Ansiklopedisi Uğur Derman

İlk hocası Derviş (Büyük) Ali’nin, yaşlılığından dolayı kendisiyle gerektiği gibi meşgul olamayınca, onu yetiştirdiği hattatların en seçkini sayılan Suyolcuzâde Mustafa Eyyûbî’ye göndermeye râzı olduğu rivayet edilir. Karlı bir kış günü Haseki’den Eyüp semtine kadar yalın ayak yürüyerek derse gidişi, Suyolcuzâde’nin kendisine duyduğu sevgi ve takdiri daha da arttırdı. On sekiz yaşında icâzet aldı…

Sultan Mustafa, kendisine meşk hazırlarken hocasının yanına oturup mürekkep hokkasını elinde tutarak “hünkârî tâzim”de bulunurdu. Dervişmeşrep bir şahsiyet olan Hâfız Osman’ın, “Artık bir Hâfız Osman Efendi yetişmez” diyerek kendisine hayranlığını belirten sultana, “Efendimiz gibi hocasına hokka tutan padişahlar geldikçe daha çok Hâfız Osman’lar yetişir hünkârım” cevabını verdiği rivayet edilir…

Şeyh Hamdullah’ın, Yâkūt el-Müsta‘sımî’nin eserlerinde gördüğü güzellikleri yorumlayıp şahsî üslûbunu elde etmesi gibi Hâfız Osman da aynı yorumu Şeyh Hamdullah’ın yazılarında yapmış ve Osmanlı hat sanatı böylece süzülüp arınmaya doğru gitmiştir. Hâfız Osman’ın üslûbu önceleri tenkide uğrayıp bazan da kıskanılmakla beraber kısa zamanda kendini kabul ettirerek Şeyh Hamdullah’ın üslûbunu unutturmuştur. 1100’den (1689) itibaren nesih hattında harfleri daha da küçülten Hâfız Osman’ın en beğenilen dönemi 1679-1689 arasındaki on yıldır...

Pazar günleri yoksul çocuklara, çarşamba günleri de varlıklı aile çocuklarına maddî karşılık beklemeksizin evinde hüsn-i hat öğreten Hâfız Osman bu husustaki titizliğiyle de tanınır. Ders bittikten sonra Cerrahpaşa Hamamı yakınında karşılaştığı bir talebesi gecikme sebebini kendisine anlatınca yol kenarında oturup dersi tekrarladığı rivayet edilir. Hâfız Osman’ın güreş seyrinden de çok zevk aldığı bilinmektedir(Müstakimzâde, s. 172-173).    

Diyanet İslam Ansiklopedisi, 15, s. 100

Ketebe.org İsmail Orman

Son zamanlarında mükafaten verilmiş olan ilmi payeyi saymazsak, hayatı boyunca geçimini hattatlıktan sağlamış olan Hafız Osman’a, Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa için H. 1086/M. 1675’te yazdığı mushaf mukabilinde, o zaman için çok büyük bir meblağ olan 350 kuruş atiyye verildiği bilinmektedir.

Türk hat sanatında müstesna bir mertebeye erişmiş olan Hafız Osman, tam bir yazı aşığı idi. Zira bu mertebeye erişmiş olmasına rağmen sürekli araştırır, eski hattatların yazılarını ziyâret eder, eline geçen her nüshayı tetkîk ederdi. Hatta Sultan 2. Mustafa sâyesinde saray kütüphânesinde bulunan ünlü hattatlara ait meşk ve yazıları inceleme şansı bulduğu gibi, özellikle Şeyh Hamdullah’ın Kur’an-ı Kerim‘ini ziyâret ettiği ve her gidişinde birkaç sayfasını istinsâh ettiği rivâyet edilir.

Sanat yaşamı boyunca 25’ten fazla Kur’an-ı Kerîm, pek çok En‘am-ı Şerif‘i ve murakka’ı yazmış olan Hâfız Osman’ın Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Nur-ı Osmaniye kütüphânelerinde de hurûfât meşkleri vardır. Bazı mushâfları, daha Osmanlı döneminde tıpkıbasım tekniği ile çoğaltılmış, dünyanın dört bir yanına dağılan bu mushaflar da, Hâfız Osman’ın üslubunun tüm dünya tarafından tanınmasına hizmet etmiştir.

Tüm bunların yanında, Hazret-i Muhammed’in evsâfını nakleden Hilye-i Hâkanî metninin, hüsn-i hatta genelgeçer hâle gelmiş olan levha üzerine yazılı formunu da ilk defa Hâfız Osman’ın tasarladığı anlaşılmaktadır. Nitekim bu yeni form ile hazırlamış olduğu ondan ziyâde hilye-i saadetin günümüze ulaşmış olması, bu formu severek uyguladığını göstermektedir.

Sülüs ve nesihteki kudretini, fazlaca meşgul olmadığı celî hattına yansıtamamış olan Hâfız Osman’ın, Tunusbağı’nda medfûn Siyavûş Paşa’nın, Eyüb Sultan Türbesi civârında medfûn Şehîd Alî Paşa’nın mezartaşı kitâbeleri ile günümüze intikal etmeyen Üsküdar’daki Şehîd Süleyman Paşa Çeşmesi’nin inşâ kitâbesinde kullandığı bu kalemi, nesihi irileştirerek uyguladığı görülür. 

Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin, Tuhfe-i Hattatin

Merkum Mustafa Efendi merhum ile meclis-i sadr-ı a'zamide cern' olup Osman Efendi’nin hiisn-i hatt-ı pesendide ve mushaf-ı şerif-i güzide kitabetiyle tenbih-i sadr-ı a'zami sadır olduğu esnada "Üstadın kimdir?" diye su'al varid oldukta sadr-ı a’zama cevabında "Efendi hazretlerinden me'zunum" diye Suyolcuzade'ye işaret eder. Taşra çıktıklarında Suyolcuzade kemal-i memnuniyyetinden Osman Efendi'nin pişani-i latiflerini takbil ve de'avat-ı hayriyye ile tebcil eylemiştir.


...

Hüsn-i hatt-ı şive-i Şeyhaneye eslaf u ahlafı miyanında kendilere münhasır idi. Hatta Ağakapılı İsma'il Efendi gibi üstad-ı vala-nişin dahi merhumun kemaline i'tiraf ile insaf edip "Hüsn-i hattı biz bildik, Osman Efendi’miz yazdı" demiştir ve rıhletinde Osman Efendi'nin hattıyla nice giizide kıt’aları İsma'il Efendi’nin piş-tahasında zuhur eylemiştir.

...

Aklam-ı sittede Şeyh-i sani, hattat-ı bi-müdani olup yevmen-fe-yevmen hadd ü kadri pertev-paş-ı kulub-i talebe olmaktadır. Vakt-i takyid-i tercemelerine dek on beş seneyi mütecaviz oldu ki, silsilelerinden olmayan ehl-i hat dahi kendi vadilerini terk ü insaf ve merhumun reftarına taklid ile i'tiraf eylemişlerdir. Zamanımızda zevat-i kala'il-i bi-insaf kalmıştır ki, bunların tavırlarına teveccühe ar edip ismet-i mücessem hakkında mükeyyifattan mübtela-yı duhan dahi değil iken haseden kimi şürb-i hamr iftirasına cesaret ve kimi derunu adavetle hasaret üzeredir.

Yekşenbe ile çeharşenbe günlerinde ta'lim edip biri fukara günü ve diğeri agniya günü olmakla fukaraya ikram ederler idi. Kırk seneden ziyade bu rütbe kesret-i kitabet ve bir an adem-i rahat sebebiyle daü'l-enbiya olan nezle-i felc zuhur edip tedbir-i hekimane ile tahfif olunup yine hüsn-i hatlarına noksan tari olmamıştır. 0 müddette kalemlerinin mahall-i badamileri adet-i kadimlerinden kasir güşade olunup ve kat'-ı kalem hidmetini Çinicizade Abdurrahman Efendi der-uhde-i iltizam eylemişti.

Bu hal üzere üç sene mürurunda da'vet-i "irci'i"ye icabet ve hankah-ı mezbur mezaristanında defin-i türbet-i kurbet kılındıkta imam efendi emr-i telkine kıyam eder. Amma o eyyamda mevcud kibar-ı mecazibden Sipahi Mehmed Dede hankah-ı mezburda hücre-nişin olmakla hazır bulunup O anda imama hitaben demiş ki, "Efendi, zahmet çekme! Merhumun karı tamam ve çoktan mahallinden nakl ile ikram ve a'la-yı illiyyini makam eyledi. Hak ta'ala şefa'atini müyesser eyleye!" diye keşf-i raz-ı ahval-i kubur eyledigi sikat-ı mevcudinden mesmu'umdur. Muhammesat-ı İmam Zeynülabidin'den "Ve eykin innehu yevmü'l-firak" mısra'ı sahib-i aklam-ı sitte-i heft iklim Yedikuleli Emir Efendi merhumun hattında ta'lim buyurduklarından iki sa'at-i nücumi geçtikte rıhlet ve ahir ta'limleri mısra'-ı mezbur olduğunu Emir Efendizade Seyyid Abdülhalim Efendi, bu fakire rivayet ve teberrüken ziyaret eylemiştim.

İrtihaline Nihadi'nin bu tarihi hoş-neşidedir:

Hafiz Osman Efendi ki kemalatıyla

Hiisn-i hattıyla bulup mertebe-i valayı

Fenn-i hat içre olup mefhan hattatanun

Sürme-i çeşrn-i sürur idi gubar-ı payı

Hidmet itmekle şeb ü ruz kelamullaha

Hak nasib itmişidi ana yed-i tulayı

Suy-i gaybiden idüp irci'i emrin isga

Kıldı zib-aver-i guş emr-i cihan-arayı

Terk-i alayiş-i dünya idüp ol merd-i Huda

Mülk-i bakiye fida itdi fena kalayı

Kendisi gitdi veli baki kalup asarı

Ruhuna yaver ola mevhibe-i Mevlayı

Geldi bir hatif anun fevtine didi tarih

Adn-i baki ola Osman Efendi cayı (1110)

...


Ekser-i asarlarının hidmet-i tezhibi biraderzadesi Bayram Paşa Türbedarı Hafız Mehmed Çelebi'nindir ki, Sirkecizade nam üstadın şakirdidir. Ve Büyük Karaman'da Ahdeb Hasan Çelebi nam üstad dahi hidmet-i tezhibinde olmuşlardır ki, Çinicizade Abdurrahman Efendi tercemesinde yad olunan Molla Güranili Beyazi Mustafa'nın şakirdlerindendir.

Ketebe.org Uğur Derman

Sanatının kemale erdiği devrede bile Şeyh Hamdullah’ı taklit ettiği yazılarının altına kendi imzasını koyarak ona verdiği kıymeti gösteren Hâfız Osman, aklâm-ı sittede en güzeli aramakla geçen yıllardan sonra kendi üslûbunu 1090’dan (1679) itibaren bulmuştur. Şeyh Hamdullah’ın, Yâkūt el-Müsta‘sımî’nin eserlerinde gördüğü güzellikleri yorumlayıp şahsî üslûbunu elde etmesi gibi Hâfız Osman da aynı yorumu Şeyh Hamdullah’ın yazılarında yapmış ve Osmanlı hat sanatı böylece süzülüp arınmaya doğru gitmiştir. Hâfız Osman’ın üslûbu önceleri tenkide uğrayıp bazan da kıskanılmakla beraber kısa zamanda kendini kabul ettirerek Şeyh Hamdullah’ın üslûbunu unutturmuştur. 1100’den (1689) itibaren nesih hattında harfleri daha da küçülten Hâfız Osman’ın en beğenilen dönemi 1679-1689 arasındaki on yıldır.

Kırk yıl süren sanat hayatında devamlı olarak eser veren Hâfız Osman’ın, melekesini kaybetmemek için aylarca süren hac yolculuğunda bile kalemi elinden bırakmadığı, bu seyahati esnasında muhtelif menzillerde yazdığı günümüze ulaşan karalama veya cüz örneklerinden anlaşılmaktadır (meselâ bk. TSMK, Hazine, nr. 2288; Emanet Hazinesi, nr. 331). Kaynaklarda şiirle uğraştığına dair bir bilgi yoktur. Ancak yazılarının sonuna koyduğu ferâğ kayıtlarının ekseriya secili oluşu dikkat çekicidir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi, 15, s. 100