Büyük Derviş Ali

Atik
Hattat
Şeyh Hamdullah Aklâm-ı Sitte Ekolü

Ölüm Tarihi H. 1083
M. 1672-1673
Mezar Yeri İstanbul-Topkapı Mezarlığı

Fotoğraflar

Sanatkâr Hakkında

Devşirmelerden olup Yeniçeri Ocağı ağalarından Kara Hasanoğlu Hüseyin Paşa’nın kölesiyken, daha sonra manevî evlâdı olmuş ve ocakta karakullukçuluğa kadar yükselmiştir. Hamisinin vefatından sonra ocaktan ayrılarak kendisini tümüyle yazıya hasretmiş ve Şeyh Hamdullah Ekolü'ne kattığı taze soluk ile haklı bir şöhrete ulaşmıştır. Hatta bu sayede Sadrâzam Köprülü Mehmed Paşa’nın himâyesine girmiş ve oğlu Fâzıl Ahmed Paşa’ya meşk hocalığını dahi yapmıştır. Köprülüler'in himayesinde müreffeh bir hayat sürüp hat sanatında çığır açacak olan yazılarını meydana getirmiş olan Büyük Derviş Alî, H. 1083/M. 1673 yılında vefât etmiş ve Topkapı hâricinde, Sarı Abdullah Efendi’nin civârına defnedilmiştir.

Eserleri

Hocaları

Hâlid-i Erzurûmî
Aklâm-ı Sitte

Talebeleri

Ağakapılı İsmail bin Ali
Aklâm-ı Sitte
no image
İbrahim Ağa
Aklâm-ı Sitte
no image
Çavuşzâde Seyyid Alî Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Fasîh Ahmed Dede
Aklâm-ı Sitte
Hâfız Osman
Aklâm-ı Sitte
no image
Kaşıkcızâde Alî Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Kâtû Mehmed Efendi
Aklâm-ı Sitte
no image
Hüseyin Dilâver
Aklâm-ı Sitte
no image
Muhammed Nûrî el-Mısrî
Aklâm-ı Sitte
Suyolcuzâde Mustafa Eyyûbî
Aklâm-ı Sitte
no image
Mehmed Bahrî Paşa
Aklâm-ı Sitte
Hüseyin Cezâirî
Aklâm-ı Sitte

Ketebe.org İsmail Orman

Aklâm-ı sitteyi Hâlid Erzurumî’den meşkeden Büyük Derviş Alî, kabiliyeti sâyesinde kısa zamanda dönemin nâmlı hattatları arasına girmiş, zamanın önde gelen hattatları ile yaptığı müzakereler eski üstâdların yazılarını tetkik ile kendine mahsus üslubunu geliştirmiştir.

Kendisinden sonra yetişen diğer Derviş Alî’den ayırdetmek için “Büyük” lâkabı ile anılan bu değerli hattat, Şeyh Hamdullah Üslûbu’na kattığı yeni soluk nedeniyle Türk hattatları arasında haklı bir şöhrete ulaşmış ve daha sağlığında “şeyh-i sânî” olarak yâd olunmuştur. Hatta Suyolcuzâde, onu Şeyh Hamdullah Üslûbu’nun ikinci bânîsi olarak anmaktadır. Şu beyit, hüsn-i hattaki kudret-i fevkaladesini tarife kâfîdir:

Harfine bir kimse nokta konduramaz
Fazl ü dânişle olursa bu Alî

İlim ve irfânı ile meşhur olan Büyük Derviş Alî’nin, Şeyh Hamdullah gibi kemânkeş olduğunu, mezartaşı kitâbesinden anlamaktayız. Sanat yaşamı boyunca elliden fazla mushâf-ı şerîf, nice en‘am ve du‘a mecmu’ası kaleme almış olduğunu kaynaklardan öğrenmekteyiz. Kur‘anlarından biri Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde, bir diğeri ise Ayverdi Koleksiyonu’nda bulunmaktadır. Ayrıca Gazzîzâde Mehmed Nâdirî Efendi’nin Şehnâme adlı eserini nesihle istinsâh etmiş olup hâlen Viyana’daki Millî Kütüphâne’dedir.(nr. 1050) 

Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin, Tuhfe-i Hattatin

Ağayân-ı yeniçeriyân-ı dergâh-ı âlîden Kara Hasanoğlu Hüseyn Ağa hânedânının terbiyet-yâftelerinden ve bir kavide âzâd-kerdesidir ki, unfüvân-ı cüvânîde karakullukçu dahi olmuştur. Hüsn-i hatt-ı sülüs ü neshi üstâd Hâlid-i muhalledü’l-âsârdan temeşşuk ile vaz’-ı lafza-i ketebeye me’zûn olmuştur. Hezâr telâmize-i kibar dâmen-i istifâdelerine teşebbüskâr olup hattâ Sadr-ı esbak Köprülüzâde Ahmed Paşa kendilerden telemmüz ü istimlâ eylemiştir. Kırkı mütecâviz mesâhif-i şerife ve niçe En’âm u evrâd-ı münîfe ve kıta’ât u murakka’ât tenmîkine muvaffak ve mu’ammerinden olduğu muhakkaktır ki, ba’zı medîhalarında demişlerdir:
Harfine bir kimse nokta koyamaz
Fazl u dânişle olursa Bû Alî
Bir eser kaldı söyünmez haşre dek
Fenn-i hat içre ziyâ-yı meş’ali
Âsârının amel-i tezhîbleri Sürâhî Mustafâ nâm müzehhibindir ki, Yenibâğçeli Kara Mahmûd’un şâkirdi ve âzâd-kerdesi olan Abdullâh nâm üstâddan görmüştür. Ramazân-ı şerifte azm-i îd-gâh-ı beka edip Topkapısı hâricinde "Şârih-i Mesnevi" Sarı Abdullâh Efendi merkadi kurbünde bâlâ ser ü pâ merkad-ı bî-hemtâsında bu târih nüviştedir:
Şeyh-i vakt üstâd-ı kül Dervîş Alî
Gitdi ukbâya ana imdâd ola
İtdi meydân-ı fenada menzilin
Dikdi menzil taşını tâ yâd ola
Pes du’â idüp didüm târihini
Menzilün firdevs ü rûhun şâd ola (1084)

İslam Ansiklopedisi M. Uğur Derman

Kendisinden sonra yaşayan ve aynı adı taşıyan iki hattattan ayırt edilmek için “Büyük”, “Birinci” veya “Mâruf” lakaplarıyla anılır. İstanbul’da doğdu. Yeniçeri ağası Kara Hasan oğlu Hüseyin Ağa’nın mânevî evlâdı veya kölesi olup onun yanında yetişmiş, gençliğinde karakullukçuluk vazifesinde de bulunmuştur. Aklâm-ı sitte*yi Hâlid Erzurûmî’den öğrenmiş ve Şükrullah Halîfe, Pîr Mehmed b. Şükrullah, Hasan Üsküdârî, Hâlid Erzurûmî silsilesiyle kendisine kadar gelen Şeyh Hamdullah üslûbunu unutulmak üzere iken yeniden ihya etmiştir. Bu sebeple Derviş Ali’ye “şeyh-i sânî” veya “vâzıu’l-aslı’s-sânî” unvanları da verilmiştir. Tezhipleri ekseriya Sürâhî Mustafa adlı müzehhip tarafından yapılmış kırktan fazla mushaf (kırk beşinci mushafı 1064/1654 tarihini taşımaktadır), çok sayıda en‘âm, evrâd, kıta ve murakka‘ yazan Derviş Ali Ramazan 1084’te (Aralık 1673) hayli yaşlı olarak vefat etti. Defnedildiği Topkapı Mezarlığı’nda bugün mevcut olmayan kabir kitâbesindeki ifadeden, onun devrinin yaygın sporu okçulukla da uğraştığı anlaşılmaktadır. Yetiştirdiği pek çok hattat arasında Ağakapılı İsmâil ve Suyolcuzâde Mustafa efendiler önde gelenleridir. Derviş Ali Hâfız Osman’ın da ilk hocası olup yaşlılığı sebebiyle bu kabiliyetli gençle gerektiği gibi meşgul olamayınca onu Suyolcuzâde’ye göndermiştir. 


Talebelerinden olan Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa’nın, sadrazamlığı sırasında Derviş Ali’nin kendisini ziyaretinde hocasını şeyhülislâmların karşılandığı noktadan karşılayıp elini öperek ona protokol üstü saygı gösterdiği ve makamında yanına oturttuğu kaynaklarda zikredilir. 


BİBLİYOGRAFYA 

Suyolcuzâde, Devhatü’l-küttâb, s. 49; Müstakimzâde, Tuhfe, s. 82, 336; Habîb, Hat ve Hattâtân, İstanbul 1305, s. 126-127; Clément Huart, Les Calligraphes et les miniaturistes de l’Orient Musulman, Paris 1908, s. 137; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/2, s. 557-558; Şevket Rado, Türk Hattatları, İstanbul, ts. (Yayın Matbaacılık), s. 100-101; M. Uğur Derman, Türk Hat Sanatının Şâheserleri, İstanbul 1982, nr. 12; a.mlf., İslâm Mîrâsında Hat San’atı, İstanbul 1992, s. 199; “Derviş Ali”, TA, XIII, 110; R. Ekrem Koçu, “Ali”, İst.A, II, 612.